Bayram Ziyareti Dönüşü Yol Notlarım

Maalesef maddi hasarlı, yaralanmalı ve ölümlü trafik kazalarının sebepleri var.

İnsanımızın %90'ının otoban kültürü yok. Hız ne olursa olsun, müsait ise sağ şeritten gidilmesi gerektiğini bilmiyorlar.

İnsanımızın %80'inin uzun yol tecrübesi yok. 'bir şekilde gidiyoruz' mantığının ötesine geçmiyorlar.

İnsanımızın yarısında diğer arabaların içinde de insan olduğunun algısı oluşmamış. Oluşmuş ise bile saygısı yok -ki bu daha kötü, umarım ilkidir. Ben gideyim, gerekirse ayılık da yapayım, gerisi önemli değil. Emniyet şeridinden gidenler, toprak yola girip toz kaldıranlar, yola tersten gidenler... En akıllı insanlar bu kısımda...

İnsanımızın %30'u otobanı çöplük gibi kullanıyor. 'mach es, Mehmet!' tartışmalarına itiraz edip ses yükselten gurbetçilerimiz de dahil olmak üzere, sınır kapısında olduğu gibi anadolunun her yerinde otoban kenarına çöplerini, pet şişelerini sallayıveriyor.

İnsanımız, özellikle yerel yönetimde ve Karayolları'nda çalışanlarımız, uyarı ikazını uyarılacak şey her ne ise onun dibine koymayı yeterli sayıyor. 100 metre geriden ikaz etmenin gereksiz ve yersiz olduğunu düşünüyor.

İnsanımız uykuyu almadan araba sürmemek gerektiğini bilmiyor. Ve hatta tek seferde maksimum kilometre gitmenin marifet olduğunu düşünüyor.

En önemlisi bence, insanımız kuralların yalnızca başkaları için olduğunu, onlar uyduğu sürece kendilerinin emniyette olduğunu düşünüyor. Sonra da gazetelerde gördüğümüz, klasikleşmiş ve hatta sıradanlaşmış başlıklar: 'Bayram Tatili Dönüşü Acı Bilanço'

Trafik kurallarına uyun, karşınızda ve aracınızda insan olduğunu unutmayın. Yolunuz açık olsun.

Durum Özetine İlişkin Beyanımdır

Yeniden merhabalar;

Bir kısmınızın bildiği ve önceki yazımda belirttiğim üzere çalıştığım şirketten iftiraya uğrayarak çıkartılmıştım. Bu yazımda size an itibariyle geldiğim durumu anlatmaya çalışacağım.

Cumhurbaşkanımız, başbakanımız ve diğer siyasi bürokratların çeşitli ortamlardaki konuşmalarında da yer aldığı üzere sayısı binler hatta onbinler ile ifade edilen haksızlığa ve iftiraya uğrayan insan bulunuyor. Genel olarak bakıldığında insanların, çeşitli sebeplerden dolayı haksızlığa uğradığı görünüyor.

1. Bir dönem ilgili cemaate/terör örgütüne ilgi gösterip çok geç olmadan uyanan, ancak çevresi tarafından yanlış anlaşılan;

2. Çalıştığı yerden ötürü, ya da düşük bir bedelle borçlanabildiğinden ötürü Bank Asya müşterisi haline gelen;

3. Çalıştığı kurumda kendisi ile ters düşen/anlaşamadığı ya da çekilemediği insanlar tarafından bertaraf edilmek için kendisine iftira atılan; 

4. Gerçekten hiçbir alakası olmayan ve etrafınca anlaşılamayan;

5. Muhalif görüşte olduğu için bertaraf edilmeye çalışılan

insanların genelde bu şekilde haksızlığa ve iftiraya uğradığını görüyoruz. Yukarıda verdiğim sebeplere örnek isimleri biliyorum ancak, sebepler çoğaltılabilir.

 

Benim kendi durumum ise yukarıda belirtilen 3 numaralı sebeple ilişkilidir. Bunu da önceki yazımda dile getirmiştim, tekrar değinmiyorum.

Peki neler yaptım bu süreçte?

Cumhurbaşkanlığı makamına, Başbakanlık makamına, İstanbul Valiliğine, Ak Parti İl Başkanlığına dilekçelerimi sundum. Uğradığım iftiradan, bu işi başıma açan kişiden bahsettim. Peki kimlerden ne yanıt aldım?

Cumhurbaşkanlığı yeniden değerlendirilmek üzere dilekçemi Valiliğe iletti.

Başbakanlık hakkımda emniyet araştırması gerçekleştirdi.  Tabii ki hakkımda terörist olduğuma ilişkin herhangi bir delil bulunamadığı için Büyükşehir Belediyesi'ne işlemin geri alınması talimatını gönderdi.

AK Parti (Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi) ise dilekçemi aldı, doğrudan çalıştığım şirkete gönderdi. Başka birşey yapamayız diye de eklediler.

 

Ne olmuş oldu? Birkaç kanattan işlemin geri alınması için yazı gönderildi, ama kime? Zaten beni hukuksuzca işten çıkartan, şu anda da Genel Müdürünü, müdürünü gönderip, şirket organizasyonunu baştan aşağı değiştiren, kaba bir tabir olacak ama, şirkete çöken şahıslara. Tahmin edileceği üzere, harekete geçmediler.

Ben bir yandan da bu süreç zarfında elimdeki tek tutar dal olan hukuka güvenip bir işe iade davası açtım. Başıma geleni güzelce anlatıp dilekçemi mahkemeye sundum. Çalıştığım kurumun dilekteme itiraz edeceğini zaten tahmin ediyordum ancak, şerefsiz ve haysiyetsizce 6 sayfalık bir itiraz dilekçesinde benim terör örgütü üyesi olduğumu, hatta şirketteki yapılanmanın da başı olduğumu yazmışlar. Ve tabii ki dilekçenin sonunda herhangi bir delil sunamadılar. Hukuk tekniğine göre bir avukat için şeklen utanç kaynağı olması gereken dilekçeden tabii ki birşey çıkmayacaktır. Türkiye bir hukuk devletidir ve nihayetinde hak hakkı olana iade edilecektir.

Bir diğer konu da şu: bilindiği üzere İşkur, belli kriterlere uyan, kendi isteğiyle ayrılan ya da disiplin suçu ile uzaklaştırılmış kişiler haricinde çalışmayan kişilere belirli bir süre işsizlik ödeneği vermekte. Söz konusu ödeneğe ben de başvuruda bulunmuştum. Geçtiğimiz gün ödeneğe hak kazanamadığımı belirten bir mesaj aldım.

İş başvurularında ise bu şekilde uzaklaştırılan kişilerin zaten hiç şansı yok. Görüşmelerde 2. ya da 3. sorulan soru Bir önceki işyerinden neden ayrıldınız? Doğruyu söyleseniz de kimse risk almak istememektedir. Dolayısı ile benimle aynı durumda olan kişilerin kısa dönem içerisinde ücretli ve tatmin edici bir iş bulması gerçekten kolay değildir.

Sözün özü, hiç kimse iftiraya uğrayan kişiler için elini taşın altına koymuyor. Taşın altına koymak bir kenara, ağzını dahi açan yok. Herkesin kendi derdinde olduğu açıkça ortada. Meydan ise bir kısım iyi niyetli ama elinden birşey gelmeyen insan ile bir kısım çıkarcı, makam/mevki uğruna şeref, haysiyet, namus herşeyini satabilecek insana kalmış durumda. Esas kendilerinden kurtulunması ve açıkça ifşa edilmesi gereken ve tehlikeli olan insanlar ise bu kuralsız, çıkarcı ve haysiyetsiz insanların ta kendileridir. 

Dediğim gibi, Türkiye nihayetinde bir hukuk devletidir ve er ya da geç hukuk işleyecektir. Tüm olan bitene inat Türkiye artık yaşanmaz hale geldi demiyorum. Rabbim milletimizi, devletimizi, vatanımızı hainlerden, şerefsizlerden, iki yüzlülerden korusun.

 

Nur Burcu Kadını

Nur Burcu Kadını

Yaklaşık 4,5 milyarlık dünya tarihinin son 200.000 yılında yaşamış olan insanlar günümüze dek astrolojiyi bir bilim olarak kabul etmiş, onunla uğraşmış, yıldızlara bakıp onların haritasını çıkartarak insanların üzerindeki etkisini incelemişlerdir.

Astrologlar 200.000 yıldır yaptıkları araştırmalar sonucu 12 adet burç bulmuşlardır. Bunlar Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balıktır. Bakıldığında burçlara mensup olan insanların çoğunlukla ortak sergiledikleri özellikleri oldukları görülebilmektedir.

Bununla birlikte, en iyi astrolog aliminin bile gözünden kaçan bir burç bulunmaktadır: Nur Burcu!

Nur Burcu'nun özelliklerinden bahsedeceğiz, lakin en belirgin özelliği yalnızca bir mensubunun olmasıdır. Bu sebepten ötürüdür ki, özelliklerinden bahsederken Nur Burcu Kadınının Özellikleri şeklinde bahsetmekte sakınca bulunmamaktadır.

Nur Burcu Kadınının Özellikleri

  • Nur burcu kadını bir tanedir. 200.000 yıldır fark edilmemesinin sebebi kendisinin henüz ortaya çıkmasıdır.
  • Hareketlidir. Kendisi sabit bir noktada uzun süre duramaz. Gezmeye meraklıdır ve iyi bir yol arkadaşıdır. Gezmekten yorulmaz.
  • Konuşmayı ve anlatmayı sever. Bu özelliklerinden ötürü birşeyler öğretmeye de meraklı ve meyillidirler.
  • Hümanisttir, insanı ve insana dair herşeyi çok sever ve önemser.
  • Arkadaş canlısıdır. Karşısındakinin önce insan olmasını önemsediği için her cinsten insan hayatında bulunur ve hepsiyle arkadaş olabilir.
  • Çocuklarla iletişim kurmakta hiç zorlanmazlar.
  • Baskı ve strese çok fazla gelemezler. 
  • Uyumak hayattan aldıkları zevklerin en başlarında gelir. 
  • Bir diğer vazgeçilmezi ise kahvedir. Yalnızca kahve tüketerek yıllarca huzurlu bir şekilde yaşayabileceği bilinmektedir. Diğer yemekleri hayattan daha fazla zevk almak için yer, ağzının tadını da bilir.
  • İşitsel ve Görsel (daha çok işitsel) algısı açıktır ve kendisini ifade etmek için bu algılara hitap eden araçları kullanır.
  • Çok ince sarma sarar. Zeytinyağlı sarma sevmeyen bir adama bile sarma yedirebileceği rivayet edilir.
  • Denizi ve denize ait herşeyi çok sever. Ancak su ile ilgili münasebeti bununla sınırlıdır. Yağmurlu havayı sever, ancak yağmurda ıslanmayı ve ıslak ıslak dolaşmayı hiç sevmez.
  • Genel olarak, zihnini ferah tutmayı sever. Zihnini yoracak unsurlardan kaçınmaya -kimi zaman belki kaçmaya- çalışır.
  • Prosedürleri, özellikle ne için yapıldığı, hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan prosedürleri hiç sevmez. Pratiktir.
  • Nargile içer. Konuşur nargileyle hatta.
  • Her türlü iltifatı hak eder.... Etmediğini söyler. Israrla söyler, ama eder.
  • Yerde yatmayı çok sever... Halıları da çok sever...
  • Değinmezsek olmaz. Telefonu konusunda biraz şanssızdır. Aslında gerçek anlamda şanssız olan, telefonun kendisidir. (Bu konuya daha sonra Nur Burcu Kadını Telefonu Özellikleri isimli makalede değinilecektir)

Beyanımdır

 

Beyanımdır

Haksızlığa Uğrayışıma İlişkin Açıklamalarım 

 

Ben Onur Erden. Bu yazıda geçtiğimiz hafta (27.7.2016) başıma gelmiş talihsiz bir olayı anlatmaya çalışacağım.

26.09.2011 tarihinden beri bir İBB iştiraki olan Belbim AŞ’de çalışmaktayım. Geçtiğimiz seneden beri de Risk Yönetimi Sorumlusu olarak şirkette görev almaktaydım.

Bildiğiniz üzere, Temmuz ayının ortasında ülkemiz son derece üzücü zamanlar geçirmiştir; bir grup vatan haini ülkenin yönetimine el koymaya çalışmış, ancak başarısız olmuştur. Süreç içerisinde ise yüzlerce vatandaşımız maalesef şehit düşmüş, binlercesi ise yaralanmıştır.

Söz konusu girişimin FETÖ tarafından organize edildiği ve uzun zamandır planlandığı kısa zamanda anlaşılmış, bu terör örgütüne gönül veren herkes teker teker tespit edilip özellikle kamu kurum ve kuruluşlarından uzaklaştırılmaya başlanmıştır.

Bu çalışmalar kapsamında, FETÖ ile doğrudan ya da dolaylı hiçbir bağlantısı olmayan kişiler de maalesef etiketlenmiş ve tazminatsız bir şekilde, hakları da verilmeden işten çıkartılmıştır. Bunlardan birisi maalesef benim.

Benimle birazcık muhabbet etmiş olan, sosyal medya hesaplarımı inceleyen birisi o hainler ile zaten alakam olmadığını biliyordur. Birazcık araştırıldığında zaten bu tespit edilecek ve ilgili hata telafi edilebilecektir, bunun da farkındayım. Üzerimdeki bu lekenin kalkacağına inancım tam, ancak canımı sıkan bir konu daha var.

FETÖ’cü diye etiketlenmemin sebebi bu paragrafın altında ekran görüntüsünde yer alan paylaşımdır. Söz konusu paylaşım bana ait değil, yakın arkadaşım, dostum olan Necati’nin 1 Şubat 2016 tarihinde yapmış olduğu bir paylaşımıdır. O dönem, fotoğrafın hemen üstünde etiketli olan arkadaşlarım ile düzenli olarak dışarıda ya da birimizin evinde toplanır muhabbet ederdik. Bilen bilir, Ahmet çok güzel yemek yapar. Necati ve Gökçe de özellikle tatlı ve çay yanında gidebilecek kek, kurabiyelerde çok başarılılar. Görüştüğümüz günlerden birinde bir sonraki toplaşımızda ne yapalım? (arkadaş ortamımızda yaptığımız görüşmelere toplaş deriz) gibi bir muhabbet geçmişti. Necati eve gittiğinde aklına maklube gelmiş ve direkt bir fotoğraf paylaşmıştı. 

 

Ancak esas sorun, maklubede değil, fotoğrafın esas sahibindeydi. Söz konusu fotoğraf Enes Kanter isimli hainin fotoğrafı imiş.

Ben Enes Kanter’in kim olduğunu, nasıl biri olduğunu, yüzünü, siyasi görüşünü, hiçbirşeyini işten çıkarıldığım 27.07.2016 tarihine kadar bilmezdim. Acı bir şekilde öğrenmiş oldum. Öte yandan kendisi ile ilgili paylaşımı zaten ben yapmamıştım.

Can sıkıcı nokta ise şu: FETÖ ile bağlantım olmadığını bile bile, sırf kişisel menfaatleri ve gözünü karartmış hırsı yüzünden bana bile ait olmayan söz konusu ekran görüntüsünü alıp ilgili mercilere ileten, bununla da yetinmeyip hakkımda ağır iftiralar atan namussuz ve haysiyetsiz kişiler maalesef parti içerisinde mevcut. Hakkımda onlarca olumlu görüş belirten yöneticime, çalışma arkadaşıma ve büyüğüme rağmen bana bu iftirayı atan, gerek parti teşkilatı içerisinde, gerek Büyükşehir Belediyesi’nde hakkımda ileri geri konuşan ve ilgili olumlu görüşleri bir şekilde bastıran kişiyi çok iyi biliyorum ve onunla alakalı olan girişimimi, adımı temize çıkarma çabalarımdan bağımsız olarak devam ettireceğim. Herşeyden önce partinin ve davanın kendisine zarar veren bu ve bunun gibi parazitlerin de bir yandan temizlenmeye başlayacağına da eminim.

Şüphesiz, ülkemiz, milletimiz, bayrağımız büyük bir badire atlatmıştır. Bu olaylar esnasında şehit düşenler, arkadaşlarımdan da olmak üzere yaralananlar olmuştur. Ülke ekonomisi ayrıca zarar görmüştür. Bunların arasında başıma gelen üzücü olayın büyüklüğü görece küçük kalmaktadır; lakin benim hayatımı doğrudan değiştirmiştir, bunun ötesinde kötü niyetli olarak bilinçli yapılmıştır. Şu anki durumda, herhangi bir kamu kuruluşunda, ya da Turkcell, Turk Telekom, Turk Hava Yolları gibi devler bünyesinde çalışabilmem mümkün gözükmüyor. Öncelikli amacım üzerimdeki lekeyi temizlemektir. Bu yazıyı ise belki hakkımda akıllarda soru işareti olmuştur diye hazırladım. Eğrisini doğrusunu açıklamaya çalıştım. İlgili paylaşımı ise silmiyor ve sildirmiyorum ki herkes gerçeğin ne olduğunu görsün, bilsin.

Rabbim bu haysiyetsiz FETÖ’cülerle mücadelede devletimizin yanında olsun. Elindeki gücü de şahsi menfaatleri için kullanan namussuzları da ayrıca helak etsin.

 

 

Beyinsiz Bir İnsanla Tanıştım Bugün

bugün beyinsiz bir insanla tanıştım. ciddi ciddi, adamın beyni yoktu...

akşam saati, bisikletimle Atatürk havalimanı 35 başlı pistlerin yaklaşması altında bulunan Aaquaflorya'dan Yeşilköy Marina'ya doğru gidiyordum. Hemen üzerimde şu gökyüzüne bırakılan dilek balonları var ya, hani şu içinde yakıt olan, içindeki alevin sıcaklığı ile yükselen balonlar, onlardan gördüm, bir sürü... ve içimden geçirdim, "şunları göndereni bir bulsam, söyleyecek birkaç çift sözüm var." diye.

tam Marina'nın orada 20-25 kiş gördüm, balonları gökyüzüne bırakan... fonda çalan 10. yıl marşı... Yöneldim bisikletimle, yazının girişinde bahsettiğim beyinsize denk geldim...

Son derece kibar ve aslında eleştirmeyen bir ses tonuyla "merhaba, iyi akşamlar" dedim, "neyi kutluyoruz, niçin gönderiyoruz bu balonları gökyüzüne?" aldığım cevap "derdimiz gezi parkı, olayları protesto ediyoruz."

hiç ara vermeden, "peki gönderdiğiniz balonların rüzgar ile uçakların yaklaşma alanına doğru gittiğini biliyor musunuz?"

gelen cevap, "gitmiyor ki!"

sinirlendim ancak belli etmedim. "Nasıl gitmiyor beyefendi, az önce oradan geldim; baya baya balonlarınız 35L ve 35R numaralı pistlerin yaklaşmalarına doğru gidiyor."

gelen cevap epeyce mantıklıydı: "biz daha önceden çok gönderdik, birşey olmuyor." -adam sürekli NŞA'da gönderiyor sanki, hiç rüzgar değişmez, gönderilen balonlar yalnızca yukarı çıkar vs. bu arada adam dedim yanlışlıkla-

bu cevapla adamın beyinsiz olduğunu anladım ve münakaşayı daha fazla uzatmadım. diğerlerinin de bizim beyinsizden farksız olduğunu düşündüm ve hemen polise gerekli ihbarda bulundum. En yakın ekibi yönlendirdiler.

şimdi benim derdim, ne gezi olayları ne de başka herhangi politik/politik olmayan olay. benim derdim düşüncesizlik ve düşüncesizlikte ısrar. dostlarım, ne olur savunduğunuz fikirleri insanların anlayacağı dilde ve insanlara zarar vermeden savunun. yoksa uçak düşürerek yapacağınız protesto pek bir işe yaramaz.

Diğer Makaleler...

  1. 140311_Günce
  2. Sis
f t g m
Copyright 2021 - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik Politikası