Ege Turu 9. Gün

Kuşadası, normalde daha uzun olan, lakin daha fazla zevk alabilmemiz için kısaltmış olduğumuz yarım Ege turumuzun son durağı... Otobüs biletlerimizi aldık, 3 gün sonra artık bisikletlerimizi bagaja atıp döneceğiz İstanbul'a. Buna karşın buralarda hala görmek istediğimiz yerler var, ki girişi Kuşadası'dan 25 kilometre güneyde olan Dilek Yarımadası Milli Parkı bunlardan en çok görmeyi arzu ettiğimiz... Dönmeden önce mutlaka buraya uğramak istiyoruz.

Kuşadası'na vardıktan sonraki gün kendimizi plajlara verip ondan sonraki gün de koy koy gezmek üzere tekne tepelerinde takılıyoruz. Açıkçası koyların büyük kısmını yolda gelirken zaten gördük, bir tek yüzmemiştik; bunu da yapmış bulunduk.

Dönüş gününe ise Dilek Yarımadası'nı bıraktık. Gündüz oraya gidecek, Zeus mağarasındaki +4 C sıcaklıktaki suyun içine girip bütün yorgunluğu atacak, koyları gezip orada da denize girecek, Milli Parkın tertemiz havasını ciğerimize çekecek ve İstanbul'a dönmek üzere tekrar Kuşadası'na dönecektik plana göre. Nitekim yolda çıkan bir takım sıkıntılar bizi plandan saptırmadı ve eksiksiz gerçekleştirdik tüm planı. Gelelim günlüğümüze, bakalım neler yaşamışız...

Saat 11 gibi,  3 gün boyunca kaldığımız Bahar Pansiyon'un sahibi ile vedalaşıp pansiyonu terkettik. Yola çıkmadan önce her sabah yaptığımız gibi bisikletlerimizi kontrol ettik. İkimizin lastiklerinin inik olduğunu görünce sıvadık kolları ve iki bisikleti de servise aldık ayrı ayrı... Başlangıçta Necati'nin bisikletindeki sorun daha can sıkıcı görünüyordu, yedek aldığımız iç lastiklerin jant deliğine tam oturmaması epey canımızı sıktı, ayrıca bir o kadar da vaktimizi aldı. Benim ön lastiğimdeki iç lastikteki sorunu çözdüğümü sanıyordum, ancak ileride epey yanıldığımı anlayacaktım.

Yola çıktıktan yaklaşık yarım dakika sonra ön tekerin tekrar indiğini gördüm. Artık yama tutmayacağını anlamıştım; Bunun üzerine Necati'yi bir bisikletçi bulması için gönderdim. Sağolsun, aradı taradı, lakin bisikletime uygun bir lastik bulamadı... Yamayı tekrardan tamir etmek tek çarem gibi görünüyordu, ya da yola çıkmayacaktık. Tabii ki bunu bir opsiyon olarak görmedim, tamire giriştik. Tekrar toplayıp yola düştük.

Yolda ön lastiğin basıncı 3-4 kilometrede bir iyice düşmeye başladı. Öyle ki, beni yorması bir yana, sürüş güvenliğimi de tehlikeye sokmaya başlamıştı. En sonunda, zor zamanlar için Decathlon'dan satın almış olduğum lastik onarıcı köpüğü kullanma kararı aldım.

Söz konusu tamir edici köpüğün işe yarayıp yaramayacağından pek emin değildim; işe yarasa bile "lastiğe nasıl etkisi olacak", "sürüşümü bozacak mı?" gibi sorular kafamı kurcalıyordu. (eminim hiç kullanmayan arkadaşların da öyledir) Ancak kaygılarımın yersiz olduğunu tamir köpüğünü iç lastiğin içine sıktıktan hemen sonra anladım. Lastik tamamen şiştikten sonra biraz ilerleyip pompa ile de üzerine hava basınca eskisini aratmayacak kondisyona ulaştı; ardından yolumuza devam ettik.

Dilek Yarımadası, Güzelçamlı beldesinin hemen bitiminden itibaren başlıyor. Milli Park girişinden hemen önce solumuzda Zeus Mağarası tabelasını görüyoruz. Kuzenimden almış olduğum tavsiye ile hemen dönüyoruz tabelanın gösterdiği yöne, zaten mağaranın da hemen yolun dibinde olduğunu farkediyoruz. Mağaranın özelliği şu; içerisinde soğuk ve tatlı su var. Ne kadar soğuk derseniz, gece, gündüz, yaz, kış 4 derece imiş. Diğer yerli  ve yabancı turistler gibi biz de derhal suya giriyoruz. Sonuç, su hakikaten soğuk!

Milli Parka bisikletlerle girer girmez tertemiz havayı hissetmeye başlıyoruz. Sık orman içerisinde, sağ tarafımızdaki masmavi deniz ve sımsıcak güneş eşliğinde pedal atmaya başlıyoruz. Ortam, manzara o kadar güzel ki, yokuş yukarı pedal attığımızı bile farketmemişiz.

Dilek Yarımadası'nda gece kalmak yasak; eskiden serbestmiş, lakin artık kalınmıyormuş. Buna karşın kumsallarında denize girilebiliyor. Güzelçamlı beldesine yakın sayılabilecek mesafede 3 adet kumsal bulunmakta, bunlardan ilki girişten sonra 1. kilometrede, ikincisi 7. kilometrede, üçüncüsü ise 11. kilometrede bulunmaktaydı (hatrımda kaldığı kadarıyla, yanılıyor olabilirim.) Biz ikincisini seçtik, zira birincisi çok yakındı ve yalnızca amacı denize girmek olan insanların akınına uğramıştı. üçüncüsü ise haliyle, uzaktı.

Enfes bir denizi var Dilek Yarımadası'nın. Belki de bu yaşıma kadar girdiğim en iyi sıcaklık-zemin-dalga-temizlik kombinasyonuna sahipti. Katettiğimiz onca kilometreyi anında unutuverdik. Derken süprizler belirdi arkamızda; burada yaşayan, insanlara alışık olan domuzcuklar varmış. Özellikle piknik yapan ve artanları domuzlara veren insanlar sayesinde epey bir evcilleşmişler ve insanlardan korkmaz olmuşlar.

Hava hafiften kararmaya başladığında yavaş yavaş dönüş hazırlıklarına başladık. Herşeyimizi toplayıp dönüş yoluna koyulduk. Akşam 20:30'da Kuşadası'ndan kalkacak olan otobüsümüze yetişmek için seri bir şekilde pedalladık. Zaman problemimiz yoktu, lakin olur ya, lastik patlar, zaman kaybederiz bir şekilde diyerek temkinli bir şekilde yola çıktık.

Dilek Yarımadasından çıkışımızı sanırım hayatım boyunca unutmayacağım. Ellerimizi bırakıp, hatta iki ana açıp, yokuş aşağı kuşlar gibi salındığımızı, rüzgarı hissettiğimizi hatırlıyorum. O kadar ki, bu mutlu anın fotoğrafını bile çekememiştim. Yolun geri kalanı da bir o kadar güzeldi. Güneşin üzerimize batması, aynı zamanda turumuzun da sonu olduğundan hüzünlendirmişti bizi.

Kuşadası'nda yeni otogarın biraz yukarıda oluşu son dakikalarımızda epey yorulmamıza yol açtı. Buna rağmen hızımız çok kesilmedi ve otobüsün kalkışına 1 saat kala otogara varabildik. Üzerimizi başımızı değiştirip, nefeslenip otobüsümüzü bekledik. Bir de birbirimizi tebrik merasimimiz oldu haliyle... Vakit gelince de Kamil Koç yine bizi şaşırtmadı ve bizim için özel bir bagaj alanı açtı. Bir kez daha Kamil Koç yöneticilerine, şöförlerine ve muavinlerine teşekkür etmek isterim buradan.

Tadı damağımızda kaldı tabii ki bu turun. Kısmetse seneye kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yazı serisini okuyup da bize katılmak isteyen arkadaşlar olursa başımızın üzerinde yeri vardır her daim.

Sağlıcakla kalınız.

Ege Turu 8. Gün

İzmir'de yeterince dinlendikten sonra bir sonraki durağımız olan Kuşadası'na doğru yola çıkıyoruz. Güzergahımız, Gaziemir'den geçerek Menderes tarafından İzmir'i terketmeye, ardından Ahmetbeyli'den geçerek Kuşadası'na yönelmeye dayanıyor ve bu toplamda 80 kilometrelik bir mesafeye tekabül ediyor. Yola haritadan baktığımızda, bir barajın (tahtalı Barajı) yanından geçeceğimizi görüyoruz, bu da bize bir miktar yükselti tırmanacağımıza dair ipuçları veriyor.

Şekil 1: 8. Gün için gözümüze kestirmiş olduğumuz rota


Besmeleyle başlıyoruz pedallar çevirmeye. Günlerden pazartesi olmasından dolayı İzmir çıkışına kadar, özellikle Gaziemir tarafında yoğun bir trafik bizi bekliyor. Bol miktarda ışık bekledikten ve araçların arasından sıyrılırken epeyce düşüyor ortalama hızımız. Bisiklet de takılır mı trafiğe demeyin, takılıyor işte. Hatta bu trafik benim için o kadar dert oluyor ki, aracın biri beni kaldırıma sıkıştırdığında pedalımı kaldırıma vuruyorum ve yolculuğumun geri kalanı boyunca bisikletimden gelen tak, tuk seslerini dinliyorum. (Bu yazıyı yazarken dahi sesin tam olarak nereden geldiğini bilmiyorum, henüz keşfedemedim)

Yolda bir de zincirleme kazaya şahit oluyoruz. Ancak bizim için tehlike arzedecek bir durum oluşmuyor o anda.

Kahvaltımızı yapmadan çıktığımız için ilk molayı kahvaltı da yapabileceğimiz, ancak en aşağı 1 saat sürdükten sonra varacağımız bir yerde vermek istiyoruz. Bunun için Menderes biçilmiş kaftan oluyor bizim için. Çıkış noktamızdan yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta olan Menderes'de yol üzerinde bir börekçide kahvaltımızı yapıyoruz. Börekçinin zengin kahvaltı tabağı da sunabildiğini görünce ağzımız kulaklarımıza varıyor ve büyük bir neşe içerisinde kahvaltımızı yapıyoruz.

Yaklaşık 50 dakika sonra, tam da yola çıma kararı almışken arka tekerime hain bir pıtrağın saplanmış olduğunu görüyorum. Hemen yolun karşısına, polis lojmanlarının önündeki gölgelik alana geçip tamir işlemlerine başlıyoruz. Bu işte epey ustalaştığımızı görüyoruz, zira 10 dakika içerisinde işlemi hallediveriyoruz.

Tam tamiri bitirmiş, yola çıkıyoruz ki, ön tekerleğimin de yerle bir olduğunu görüyorum. (ki bu noktadan sonra ön tekerim sürekli problem çıkarmaya başlıyor). Bir patlak göremediğim için ilk etapta siboptan şüpheleniyor ve yalnızca  hava basmak ile yetiniyorum. Dua etmeyi de ihmal etmiyorum bol bol sorun çıkmasın diye, zira önümüzde 61 km kadar yol bulunmakta en az.

Yol Menderes'e kadar kaliteli bir şekilde devam ediyor ancak Menderes'ten 5 km sonra gelen Kuşadası ayrımından itibaren yol kalitesi ciddi bir biçimde düşüyor. Bu durum hem hızımızı düşürüyor, hem de bizi yormaya başlıyor. Buna rağmen yazımın başında belirtmiş olduğum yüksek noktaya da gelmiş oluyoruz, dolayısı ile korktuğumuz başımıza gelmiyor. Daha ciddi bir tırmanış bekliyorduk çünkü.

Yol üzerinde çeşitli noktalarda çeşmeler görüyoruz. Sık sık durup hem kaskımızı, hem vücudumuzu yıkıyor, bol bol su içiyorduk. Bu anlamda, bisikletçi arkadaşlar bu güzergahı kullanmakta çekinmesin. Ege burada da bolluğunu gösteriyor.

Çamönü beldesinden ve küçük küçük köylerden geçerek tatlı inişlere başlıyoruz. Buralarda ortalama hızımız 20 km/s'lerden 30'lara çıkıyor. Keyifli bir yolculuk oluyor yolun bu kısmı açıkçası. Trafiğin de çok rahat olduğunu söyleyebilirim. Yol stabilize olmasına rağmen sürekli geniş bir emniyet şeridi bulunmakta.

Ahmetbeyli'ye gelince denizi görüyoruz. Kısa bir "denize girsek mi, girmesek mi?" kararsızlığından sonra yalnızca marketten aldığımız soğuk suları içip yola devam etme kararı veriyoruz. Kuşadası'nda denize girme fikri daha çok cezbediyor bizi.

Açıkçası yolun zor olan kısmı Ahmetbeyli'den sonra başlıyor. Sahil şeridinde bolca iniş çıkış yapıyoruz. İnişlerimiz gayet hızlı olmasına rağmen çıkışlarımız epeyce hızımızı düşürüyor. Epeyce dik yokuşlardan bahsediyoruz (ancak ikinci gün denk geldiğimiz kadar yorucu değiller.) dolayısıyla bisikletçi arkadaşlar bunu göz önünde bulundursunlar. Yalnız bu noktadan sonra inanılmaz manzaralar da başlıyor, Tırmanışlar ve inişler boyunca sağ tarafınızda gerçekten harika koylar bulunmakta.

Selçuk ayrımına doğru yol iyice yataylaşıyor, lakin buralarda sıcak da kendisini biraz gösteriyor. Ayrımı geçtikten sonra Kuşadası'na yaklaşırken tırmanıyoruz iki - üç defa, ancak ciddi tırmanışlar değiller. Yalnızca yolumuzun sonuna geldiğimizden ötürü etkisini bünyemizde biraz fazla gösteriyor.

Kuzey taraftan hızlı ve şaşaalı bir giriş yaptıktan sonra şehir merkezinde kısa bir turun ardından güzel ve eski bir pansiyona yerleşiyoruz ve Kuşadası'nın tadını çıkarmaya başlıyoruz. Burası turumuz boyunca son durağımız olacak, lakin dönmeden önce 50 km'lik bir yolumuz daha olacak: Dilek yarım adasına gidip geleceğiz.

Şekil 2: Kuşadası Limanı önünde, gayet kararmış ve yorulmuşken çekilmiş bir poz



Aşağıdaki linklerde İzmir - Menderes yolu ile, Menderes - Kuşadası yolunun detayları bulunmaktadır.

İzmir - Menderes Yolu
Menderes - Kuşadası Yolu

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,
Saygılarımla...

Ege Turu 6. Gün

6. gunumuzu Dikili'den Aliağa'ya gitmek uzere programliyoruz, yol arkadasim Necati ile birlikte. Bu yol yaklasik olarak 54-55 km arasi bir yol, parkur olarak da haritadan baktigimizda yukselti anlaminda pek bizi zorlayacak gibi durmuyor. Biz de yolu iki kisima bolup cikiyoruz, kahvaltimizi yaptiktan hemen sonra.

Daha ilk pedali atmadan goruyoruz ki, arkadasimin arka lastik basinci sifirlanmis. Hic ugrasmadan, dun gormus oldugumuz bir bisikletcinin yanina gidiyoruz. Ilk once, hep yaptigimiz gibi yilmadan, kendisinde ince siboplu 26 inc ince ic lastik bulunup bulunmadigini soruyoruz ve bir kez daha olumsuz yanit aliyoruz. Olsun deyip, basliyoruz ustalasmis oldugumuz yamalama islemine. Goruyoruz ki metal bir tel ic lastigin bir tarafindan girmis, diger tarafindan cikmis. Lastigi dorduncu kez yamalayip yola cikiyoruz boylece.

Yolu iki kisima ayirdigimizi soylemistim. Gunlerden cuma olmasindan oturu cuma namazini da kilabilecegimiz bir yerde mola verip, ardindan gunesin tepeden biraz daha asagiya inmesini bekleyip geri kalan yolu tamamlamayi planliyoruz. Buna gore mola yerimizi Candarli olarak belirliyoruz.

Candarli - Dikili arasindaki yol cok keyifli bir yol. Dikili'den hemen sonra tirmanmaya basladiginiz dik yokuslar 20 dakika icinde kendisini hafif egimlere birakiyor, ardindan da pedal cevirmeden kilometrelerce inis gerceklestiriyorsunuz. Bu guzergahi kullanacak bisikletli arkadaslarin da ayni sekilde keyif alacagini soyleyebilirim. Bu guzergah ayrica cesmeleri ile de zengin bir guzergah, yol boyunca hic su sikintisi cekmiyoruz.

Candarli'ya ilk indigimizde beldenin sakinligi dikkatimizi cekiyor. Ince ve uzun bir burundan olusan Candarli'nin bir tarafi liman ve kordon, diger tarafi ise kum plaj ile cevrili. "Mola vermek icin ne kadar dogru bir yer secmisiz" diyerek seviniyoruz.

Resim 1: Candarli, Esinti Cafe'de dinlenirken.


Cuma namazını kılıp, denize girip, karnımızı doyurup saatin 5 civarına gelmesini bekliyoruz. Bu esnada soğuk bir şeyler içip iPhone'dan diziler seyrediyoruz. Vakit geldiğinde de toparlanıp yola düşüyoruz Necati ile beraber. Açıkçası toparlanma zamanı geldiğinde içimiz buruluyor ve bir yanımız Çandarlı'da kalmak istiyor; zira sakinliği, suyun güzelliği bizi mest ediyor. "Annemlere anlatmalıyım buraları" diye geçiriyorum içimden.

Resim 2: Havanin azicik serinlemesini beklerken.
 

Saat 5'e yaklastiginda artik toparlanip market ihtiyacimizi da karsilayip yola cikiyoruz. Bu esnada ruzgarin hizinin arttigini farkediyoruz. Ancak durumun vahametini yola ciktiktan 15 dakika sonra anliyoruz. Karsimiza almis oldugumuz ruzgar oyle bir kesiyor ki hizimizi duz yolda birinci vitesle gidemez oluyoruz. Yol cok guzel olmasina ragmen ortalama hizimiz 4-5 km/h mertebesine iniyor. Bununla yetinmeyen ruzgar beni bir kere de yolun disina atiyor, neyse ki siyriksiz, hasarsiz kurtariyorum durumu. Acikcasi hemen karsimizda fildir fildir donen ruzgar turbinleri de bu yorede sik sik kuvvetli ruzgar oldugunu bize soyluyor.

Bu guzergahi kullanacak arkadaslara tavsiyem, ruzgarin en az oldugu anda yola ciksinlar. Gunes tepede olsa bile, ruzgarli bir anda surmekten daha iyidir diye dusunuyorum. Zaten Candarli'dan 11 km sonra Izmir - Canakkale Asfaltina cikiliyor, burada ruzgari (varsa) arkaniza aliyorsunuz ve zemin inanilmaz kalitelilesiyor. Biz burada ortalama hizimizi 30 civarina cikartabildik.

Yolun geri kalan kismi sikintisiz ve hizli bir sekilde geciyor ve gun batmadan'ya variyoruz. Aliaga, rafinerileri ile meshur bir yer. Uzunca bir sure pansiyon tadinda bir yer arayarak dolasiyoruz ancak nafile. Her tarafi yerlesim yeri ve sanayi bolgesi olan bu ilcede sehir giris ya da cikisinda cadir kurmayacaksaniz bir otelde kalmak durumundasiniz. Lakin genellikle iscilerin tercih ettigi otellerden sehir merkezinde bolca var ve fiyat olarak da pansiyonlari aratmiyorlar. Biz de tercihimizi bu otellerden birinden yana kullaniyoruz ve yerlesiyoruz.

Aliaga'da dikkatimizi ceken bir sey, ilcenin -ozellikle sahilin- bisiklet kullanimina gayet uygun olduguydu. Ozellikle kordonunda bisiklet ile gezmenin hazzi bambaskaydi, belirtmeden gecmek istemedim.

Ve gunun sonuna geliyoruz. Hizli bir aksam yemegi ve kordonda kisa sayilabilecek bir yuruyus turu ile gunu tamamliyoruz. Erkenden yatip dinlenmek gerek, zira ertesi gun Izmir yolu gorunuyor. Zaten yorulmusuz biz de, ruzgar epey yormus bizi ozellikle, milli maci izlerken uyuyakaliyoruz.

Asagidaki linklerde bugunku rota ile ilgili detayli verileri bulabilirsiniz. Yazimin faydali olmasi dilegiyle.

 

Dikili - Candarli Yolu
Candarli - Aliaga Yolu

Ege Turu 7. Gün

Aliaga'da gecirdigimiz guzel ve serin aksamdan sonra otelimizde derin bir uyku cekerek 7. gune uyaniyoruz. Kahvaltimizi yapar yapmaz 8.30 gibi yola dusuyoruz. Yolumuz bugun Izmir'e kadar uzaniyor. Canakkale - Izmir asfaltini kullanarak Menemen uzerinden gecip Karsiyaka tarafindan Izmir'e girmeyi planliyoruz. Hesabimiza gore yaklasik olarak 55 km gibi bir yol onumuzde beklemekte.

Yol bekledigimiz gibi sikintisiz bir yol, sanayi bolgelerinden geciyoruz ancak emniyet seritleri yol boyunca bir kamyonu alabilecek kadar genis oldugundan yogun trafik altinda dahi emniyetli bir bicimde yol aliyoruz. Asfaltin da kaliteli olmasindan oturu hizli bir sekilde yol aliyoruz.

Yola cikarken cografyayi cok iyi bilmiyordum, denizden uzaklastigimiz icin yukselecegimizi ve saglam yokuslar tirmanacagimizi dusunuyordum, lakin yorucu bir tirmanisa rastlamiyoruz. Daha cok bir ovadan geciyor gibi geciriyoruz yolculugumuzu.

1 saat 10 dakika sonra 26 km uzakta bulunan Menemen'e variyoruz. Burada bir cay bahcesine gecip keyif cayimizi iciyoruz. Yavru kedi gorunce cildiran ve kedileri de cildirtan biri olarak ben, cay bahcesinde bulunan 4 kediyi (bir de Necati'yi) cildirttiktan sonra tekrar yola cikiyoruz.

Geriye kalan 30 kilometremizi kat ederken Izmir'de yasayan kuzenimle Konak tarafinda bulusmak uzere sozlesiyoruz. Hal boyle olunca Karsiyaka'dan Konak tarafina vapurla ya da bisiklet ile gecme arasinda karar vermemiz gerekti. Izmir'e erken giris yapinca korfezi bisiklet ile gecme kararini aldik.

Resim 1: Izmir'e kuzeyden girerken.
 
Izmir'e girdikten sonra Konak'a kadar anayolu takip ederek gittik. Anayolun arac trafigi bir hayli yogun ve ortalama arac hizi epeyce yuksek olmasina ragmen cok sikinti cekmeden ilerleyebiliyoruz. Acikcasi Istanbul'daki sahil yolunun yogunlugundan sonra cok da bizi rahatsiz etmiyor, lakin yine de seyahatimiz boyunca bu denli yogun trafik gormedigimiz icin ilk basta yadirgiyoruz.
 
Nihayetinde Liman'i ve Alsancak'i gecip konak tarafina variyor ve kuzenim ile bulusuyoruz. Burada bisikletleri birakmak icin bisiklet parki bulmakta zorlaniyoruz. Bu nedenle en yakin acik otoparka gecip pazarlik yapiyoruz ve 5 TL'ye iki bisikleti de aksama dek park ediyoruz.
 
Sekil 2: Alsancak'ta "Leyla ile Mecnun"a gonderme.
 
Ilk yaptigimiz sey susuzlugumuzu ve seker seviyemizi duzenleyecek bir yer ariyoruz. Bu noktada kuzenim mukemmel bir oneride bulunuyor ve "taze meyva suyu icelim" diyor. Buyuk bardakta 2 TL'ye oyle bir meyva suyu kokteyli iciyoruz ki, doyamiyor ve ayni dukkani Istanbul'da da acalim diye is fikirlerini ucusturuyoruz kafamizda. Oyle bir meyvasuyuydu ki ictigimiz, Istanbul'da icmeye kalksak minimum ucreti sanirim 10 TL civari olurdu.
 
Sekil 3: Tadiyla, fiyatiyla inanilmaz meyvasuyu saticisi onunde.
 
Meyvasuyumuzu hizlica tukettikten hemen sonra tarihi Kizlaragasi Hanina geciyoruz. Burasi, Istanbul'daki Kapalicarsi ile Misir Carsisi arasinda bir konsepte sahip. Yalniz biraz daha bakimli, bu haliyle cok begendim kendisini. On tarafinda balik izgara yiyip hanin ust katina cikarak birer kahve iciyoruz. Yedigimiz baligin ve ictigimiz kahvenin kalitesi bir yana dursun, inanilmaz uygun fiyata cikiyoruz handan. Oyle ki, ucumuzun toplam verdigi para ile Istanbul'da birimiz yiyip icemezdik ayni seyleri.
 
Son olarak geri kalan zamanimizda da Alsancak, Kibris Sehitleri Caddesi ve Kordon'u gezerek harcadik. Ertesi gun yola cikma planimiz olmadigi icin gece boyunca rahat rahat gezdik.
 
Aliaga'dan Izmir'e olan yolumuz ile ilgili geri kalan detaylara asagidaki linklerden ulasabilirsiniz.
 

Ege Turu 5. Gün

Yolculuğumuzun 5. Gününe, pek de uykumuzu alamadan uyanıyoruz. Sarımsaklı'da, Rizeli bir abimizin pansiyonunda kalmıştık gece, gayet de keyifli bir şekilde tutmuştuk kalacağımız odayı. Lakin pozisyonundan ötürü sivrisineklerin taarruzuna uğramış, saat gece iki gibi de karşı taarruza geçmiştik. Sonuç itibariyle iki basamaklı bir sayıda sivrisineğin duvarda portrelerini çıkardım. Tabi savaşın kazananı olmadığından, sabah uykumuzu pek de alamamış bir şekilde kalktık.

 
Pansiyondan ayrılırken pansiyon sahibinin hanımı arkamızdan Ayetel Kürsiler okuması gerçekten duygulandırdı bizi. 
 
Kahvaltı yapmak için sahilde epey mekan vardı, ancak bizi - nedendir bilinmez - çeken bir tanesi vardı, ki görür görmez girdik. Sanırım burada yapmış olduğumuz kahvaltı, gezimiz boyunca yapmış olduğumuz en iyi kahvaltıydı. Köyden doğrudan getirilmiş domates, bal, kaymak, zeytin ve egenin diğer lezzetleri ile uykusuzluğumuzu bir anda unutup kendimize gelmiştik.
 
Bugünlük hedefimiz Dikili olmuştu. Güzel diye methini çok duymuştuk; söylendiğine göre mavi bayraklı plajlara sahipti. Bir önceki gün epey yol katettiğimiz için toplamda 35 - 40 kilometrelik bir yolu kestirdik gözümüze ve yola çıktık. Özellikle yolun büyük kısmını İzmir - Çanakkale yolundan gidiyor oluşumuz ortalama hızımızı epey arttırdı. Yolda bulunan çeşmeler de zaman zaman serinlememizi sağladı.
 
Şekil 1: Yol üzeri çeşmede su ihtiyacımızı karşılarken.
 
Salihleraltı denilen bölgeye yaklaşırken ana yoldan ayrılıp sahil tarafına yöneliyoruz. Amacımız belli; sıcak zamanların geçmesini beklemek, bu esnada denize girmek. Derken belde merkezinde bir bisikletçi görüyoruz; ufak tefek ihtiyaçlarımızı karşılamak için duruyoruz. Gayet misafirperver olan bisikletçi Necati abimiz bize çay ısmarlıyor ve keyifli bir muhabbet başlıyor. Ardından oğlu Kutay da muhabbete katılıyor. Bunu takiben Kutay ile beraber plaja gidip denize giriyoruz. Burada ayrıca HırsızAlmaz denilen bir kavun türüyle tanışıyoruz. Sanırım böyle başka bir kavun yok dünya üzerinde. Bir sonraki sene için de kendisinden söz alıyoruz, beraber tura çıkacağız. (Yazdım buraya bak, kaçışın yok Kutay :) )
 
Şekil 2: Bisikletçide Necati HırsızAlmaz isimli kavunu yerken.
 
Sıcaklar dindiğinde selamlaşıp helalleşip tekrardan Dikili'ye doğru yola düşüyoruz. Yolun sonuna yaklaşırken ismini şu an hatırlayamayacğım yazlık bir belde içinde arnavut taşlar başlıyor; ardından da daha kısa, toprak, hızımızı epeyce düşüren bir yola giriyoruz. Ancak çok büyük sıkıntı olmuyor bizim için.
 
 
Saat 18:30 gibi Dikili'ye varıyoruz. Bu arada fark ettiğim birşey; günden güne hızlanıyoruz. Yokuşları daha hızlı tırmanıyoruz. Bu farkı gücü kendimde gerçekten hissedebiliyorum. 
 
Bir de, Dikili'de akşam sahilde Dibek Kahvesi'ni içmenizi tavsiye ediyorum. Hayatım boyunca çok kahve içmemişimdir, lakin burada içtiğim kahvenin hayatım boyunca içtiğim en iyi, en güzel (ve fiyat/performans oranı en iyi) kahveyi içtiğimizi çok rahat söyleyebilirim.
f t g m
Copyright 2021 - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik Politikası